Anasayfa Mutfağımdan
Çıkanlar
Nostalji Çocuklar İçin Eğlencenin Yeni
Adresi
Music Mekan Tekirdağ Tanıtım






Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Dost Siteler






Bannerimi Blogunuza Eklemek İsterseniz...
Bannerimin Görünümü
Image 
Hosted by ImageShack.us

http://womentuana.blogcu.com/

Google

Dost Bannerler






Bi Dünya Hobi



TIKLAA




Domain


DİĞER BLOGLARIM




Tasarım
Gün ve Ay İsimleri Nereden Geliyor
1.12.2008

 

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi 'heft' dir (veya hefte). Yedi günlük 'hafta' ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe'de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Cuma .......Arapça......(toplama, toplanma)
Cumartesi.......Arapça......(ertesi - Türkçe)
Pazar........Farsça.......(ba = yemek, zar = yer)
Pazartesi.....Farsça.......(ertesi - Türkçe)
Salı.........İbrânice.....(üçüncü)
Çarşamba....Farsça........(cehar şenbe = dördüncü gün)
Perşembe....Farsça.......(penç şenbe = beşinci gün)

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)
Şubat = Süryanice
Mart = Latince (Maritus - mitolojik isim Mars'tan)
Nisan = Süryanice
Mayıs = Latince (Tanrıça Maria'nın ayı)
Haziran = Süryanice
Temmuz = Arapça / Süryanice
Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus'un adından)
Eylül = Süryanice
Ekim = Türkçe (Toprağı ekmekten)
Kasım = Arapça (Bölen)
Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)
 
 
(Kaynak: genelkultur.biz)
 
 

 



19:39 | Yazan: womentuana | Kategori: Genel Kultur
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (5) | Yorum Ekle
HIDRELLEZ....
5.5.2008

 
 
Her yörede farklı şekillerde kutlanan “Hıdrellez”in, bereket, bolluk, sağlık, talih, kısmet, şifa, uğur ve mutluluk gibi sayısız dileklerin kabul edileceği gün olduğuna inanılır...
 
Hıdrellez, Hızır ve İlyas peygamberlerin yılda bir kere yeryüzünde bir araya geldikleri gün olarak biliniyor. Ancak, burada Hızır peygamber öne çıkarılıyor. Bundan dolayı Hıdrellez Bayramındaki bütün etkinlikler, halk arasında ölmezliğe erişmiş kişi olarak bilinen Hızır Peygamber ile ilgili oluyor.
Hıdrellez kutlamalarında gül ağacı, yeşil bitkiler, ağaçlar ve su motiflerinin sıkça kullanılması benzer uygulamaların Orta Asya’daki kutlamalarda da görülmesi, Hıdrellez törenlerinin kaynağının Orta Asya olduğunu gösteriyor.
 
Hızır Peygamber zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirir. Kalbi temiz, iyiliksever insanlara yardım eder. Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar, kıtlığı önler. Dertlere derman, hastalara şifa verir.
 
Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar. İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder, uğur ve kısmet sembolüdür.
 
HIDRELLEZ GELENEKLERİ
Hıdrellez Anadolu’nun her köşesinde farklı geleneklerle kutlanır. Dilekler kağıtlara yazılarak ya o yörede kutsal sayılan yerlere, ya gül ağacının dibine gömülür ya da akan suya bırakılır. Çocuğu olmayan kadınlar gül dalına veya ağaç dalına salıncak kurup, içine oyuncak bebek bırakır.
 
Kısmeti kapalı olduğuna inanılan genç kızlar için ise “Niyet Çömleği” hazırlanır. 5 Mayıs günü bir çömleğin içine bekar kızlardan toplanan yüzük, kolye, boncuk ve benzeri eşyalar konur. Çömleğin içerisi su ile doldurulur. Ağzına yeşillik konur, üzeri kırmızı yemeni ile örtülüp, bir kilit ile kilitlenir ve bir gül ağacının dibine saklanır. Ertesi sabah çömleğin başına genç bir kız oturtulur. Kısmetinin açılması dileği ile kilit, kızın başında açıldıktan sonra sıra ile maniler söylenerek çömlekten eşyalar çıkarılır.
 
Hastalığı olanlar elbisesinin bir parçasını gül dalına asarlar. Hıdrellez ateşine “Hastalıklar, kötülükler, dağlara taşlara olsun” diyerek taş atılır veya ateşin üzerinden atlanır.
 
Bereket, bolluk ve uğur getirmesi için kapı, pencere, ambar ve yiyecek kaplarının ağzı açık tutulur. İçinde para bulunan kaseler gül dalına asılır veya dibine bırakılır. Bu paralar ertesi gün alınarak cüzdanlarda saklanır ve yıl boyunca harcanmaz.
 
BUNLAR YAPILMAZ
Hıdrellez günü evin bereketinin azalmaması, gelecek yıla kadar devam etmesi için ekmek, hamur, un gibi bereketin sembolü yiyecekler kimseye verilmez. Dikiş dikilmez, eğer dikiş dikilirse, dikiş dikenin o yıl çok yılan göreceğine inanılır. Çamaşır yıkanmaz, hamile kadın salıncakta sallanmaz, aksi taktirde her iki durumda da dolu yağacağına inanılır. Un elenmez, elenirse o yıl çok sinek olacağına inanılır.
 
Makas tutulmaz, tutulursa hayvanı olanların hayvanlarını kurtların kapacağına inanılır. Diğer bir uygulama da makas ellenmez, dikiş dikilmez; yoksa doğacak çocukların dudaklarının yarık olacağına inanılır.
 
(kaynak: ntvmsnbc.com)
 
 
 
 



16:13 | Yazan: womentuana | Kategori: Genel Kultur
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (1) | Yorum Ekle
Cemre Düşmesi Nedir
28.2.2008

Cemrenin kelime anlamı 'kor halindeki ateş'tir. İlkbahar başlamadan önce birer hafta aralıklarla havaya, suya ve toprağa düştüğüne ve onları ısıttığına inanılır. Eskiler 365 günlük yılı 'kasım' ve 'hızır' günleri olarak ikiye ayırmışlardı. Kasım 179, hızır ise 186 gündü. Yılın kasım kısmı yani kış devresi 8 kasımda başlar, 6 mayısa kadar sürerdi. 6 mayısta da hıdırellez ile birlikte yaz devresi, hızır günleri başlardı. Kasım ayına kasım dememiz oldukça yenidir. 1945 yılında ilgili kanun yürürlüğe girene kadar, kasım ayma 'teşrinisani' denilirdi. Kasım adı Arapça 'bölen' anlamındadır. Yılı böldüğü için bu ad verilmiş olabilir.

Kasımın kırk altısında, kırk gün anlamına gelen 'erbain', seksen altısında da elli gün anlamına gelen 'hamsin' başlar, böylece kışın en soğuk zamanları olan doksan günlük süre geçmiş olurdu. Kasım günlerinin ortasını geçip yüz gün arkada kalınca halk arasında zorlu kış günlerini arkada bırakmanın bir ifadesi olarak 'geldik yüze, çıktık düze' denilirdi.

Kasımın yüz beşinde (19-20 şubat) birinci cemrenin havaya, yüz on ikisinde (26-27 şubat) ikincisinin suya, yüz on dokuzunda da (5-6 mart) üçüncü cemrenin toprağa düştüğüne ve yedi günlük aralıklarla buraları ısıttıklarına inanılırdı. Cemrelerin düşüş sıralamasında önce hava ısınıyormuş gibi görünse de hava doğrudan güneş ışınları ile ısınmaz.

Güneş'ten gelen ışınlar önce yeri ısıtırlar, yerden yansıyan ışınlar havayı ısıtırlar. Aksi olsaydı, yükseldikçe, dağların tepesine çıktıkça, Güneş'e yaklaşıldığı için hava gittikçe ısınırdı.

Meteorolojik olarak ısınma sıralaması toprak - hava- su şeklindedir. Cemre her ne kadar folklorik bir inanış olsa da, cemreler arasındaki günlerde hava sıcaklığında az da olsa düşüşler yaşansa da, özellikle Marmara bölgesine ait istatistiklere göre, cemre tarihlerinde yüzde 80'e varan oranda ısınma meydana gelmektedir. Cemreler Türk dünyasının kültür ve edebiyatına da konu olmuşlardır. Örneğin, divan şairlerinin cemre zamanlan, baharın yaklaşması dolayısıyla önemli kişiler için yazdıkları övgü şiirlerine 'Cemreviye' denilirdi.

 
 
 
(kaynak:genelkultur.biz)
 
 
 



22:10 | Yazan: womentuana | Kategori: Genel Kultur
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (3) | Yorum Ekle

<<önceki sayfa |1/7|